"En Az 37": Çocuk İşçi Ölümlerinde Rakamın ve "Kaza" Kelimesinin Gizlediği
Kocaeli’de 14 yaşındaki Emirhan Sarısu’nun inşaatta ölümü, İSİG Meclisi’ne göre bu yılın "tespit edilebilen" 37. çocuk işçi ölümü. O "en az" ve "tespit edilebilen" ifadeleri, tek başına bir kör noktayı işaret ediyor.
- İSİG Meclisi, bu yıl "en az" 37 çocuğun çalışırken öldüğünü açıkladı.
- 14 yaşındaki Emirhan Sarısu’nun inşaatta, 16 yaşındaki Yiğit Mehmet Kesme’nin bir atölyede ölümü, çocuk işçi ölümlerinin "kaza", "staj" ve "aile ekonomisine katkı" gibi kelimelerle nasıl görünmez kılınabildiğini gösteriyor.
Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde, yapımı süren bir inşaatın 4’üncü katından merdiven boşluğuna düşen 14 yaşındaki Emirhan Sarısu 18 Temmuz 2026’da hayatını kaybetti. Sakarya’nın Geyve ilçesinden, babasıyla birlikte çalışmak üzere Gölcük’e gelmişti; şantiyede aile ekonomisine katkı sağlamak için bulunuyordu.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’ne göre Emirhan Sarısu, bu yıl "tespit edilebilen" 37. çocuk işçi ölümüydü. Bu tek cümlede, üzerinde durmaya değer birkaç kelime var: "en az", "tespit edilebilen", ve sonradan pek çok haberde geçecek olan "kaza". Türkiye Arşivi olarak bu haberi işlerken, asıl kör noktanın olayların kendisinde değil, onları anlatan kelimelerde ve rakamlarda olduğunu düşündük.
Çünkü çocuk işçi ölümleri, tek tek okunduğunda kolayca "münferit trajediler" gibi görünen, ama bir araya getirildiğinde çok net bir örüntüye dönüşen haberlerdendir. Her biri ayrı bir şehirde, ayrı bir sektörde, ayrı bir aileyi yasa boğar; ve her biri, birkaç saatlik bir haber ömrünün ardından yerini bir sonraki gündeme bırakır. Bu yazının amacı, o tek tek haberleri yan yana koyup, aralarındaki ortak yapıyı ve bu yapıyı gizleyen dili görünür kılmak.
"En az 37": bir rakamın içindeki belirsizlik
İSİG Meclisi’nin açıklamasında dikkat çeken ifade, sayının kesinliği değil, belirsizliğiydi: "bu yıl tespit edebildiğimiz 37. çocuk işçi ölümü". "Tespit edebildiğimiz" ve "en az" ifadeleri, gerçek rakamın bundan yüksek olabileceğini baştan kabul ediyor.
Bu, istatistiğin kendisindeki bir kör nokta. Çocuk işçiliğin önemli bir bölümü kayıt dışıdır: sigortasız, sözleşmesiz, çoğu zaman bir aile işinin ya da mevsimlik tarımın içinde. Kayıt dışı bir işte ölen bir çocuğun ölümü, resmî iş kazası istatistiklerine hiç yansımayabilir. İSİG gibi bağımsız izleme kuruluşları, basına ve yerel kaynaklara dayanarak bu ölümleri tek tek saymaya çalışır; ama kendileri de rakamın eksik olduğunu söyler. Dolayısıyla "37" bir tavan değil, bir tabandır. Gerçek sayının ne olduğunu kesin olarak kimse bilmiyor — ve bu bilinmezlik, sorunun kendisinin bir parçası.
Bir sayının neden eksik kalabileceğini anlamak için, çocukların nerelerde çalıştığına bakmak yeterli. Mevsimlik tarımda, aile yanında çalışan bir çocuğun hiçbir resmî kaydı olmayabilir. Küçük atölyelerde, sanayi sitelerinde, tarlada ya da sokakta yapılan işlerin büyük bölümü denetimin ve kaydın dışında kalır. Bir ölüm meydana geldiğinde bile, olay çoğu zaman yerel bir haber olarak kalır, ulusal bir istatistiğe dönüşmez. İzleme kuruluşlarının tek tek haberleri tarayarak ulaştığı sayı, bu yüzden görünenin altındaki buzdağının yalnızca su üstünde kalan kısmı olabilir.
Bir günün bilançosu
Çocuk işçi ölümleri, daha geniş bir tablonun en görünür ucu. Aynı günlerde yalnızca yetişkin işçileri kapsayan haberler de birbirini izledi: bir gün içinde, beş ayrı ilde meydana gelen iş cinayetlerinde dört işçinin yaşamını yitirdiği, beş işçinin de yaralandığı bildirildi. İzleme kuruluşlarının bu ölümlerde ortak olarak işaret ettiği neden, alınmayan önlemler ve denetimsizlikti.
Bu tür günlük bilançolar, tek tek okunduğunda münferit kazalar gibi görünür. Ama arka arkaya konduğunda, bir örüntü ortaya çıkar: ölümler tesadüfi değil, tekrar eden ve önlenebilir koşulların sonucu. Çocuk işçi ölümleri de bu tablonun, en savunmasız halkasını oluşturuyor.
Bu bilançoların bir de alışkanlık yaratan tarafı var. Neredeyse her gün benzer bir haberin gelmesi, zamanla okuyucuda bir tür duyarsızlaşma üretebiliyor: "yine bir iş kazası" cümlesi, tekrarı yüzünden sıradanlaşıyor. Oysa her satırın arkasında ayrı bir hayat, ayrı bir aile var. Bir sorunun sıradanlaşması, çözülmesi değil, görünmez hale gelmesi demek. Kör nokta bazen bilginin eksikliğinden değil, fazlalığın yarattığı körelmeden de doğar.
Çocukların ölümlerini yetişkin işçilerinkinden ayıran bir nokta da var: bir yetişkin, hangi riski aldığını en azından teorik olarak bilebilir ve reddedebilir. Bir çocuk için bu seçim çoğu zaman yoktur. Dört kat yüksekte, güvenlik önlemi olmadan çalışan 14 yaşındaki biri, o riski değerlendirebilecek konumda değildir. Bu yüzden çocuk işçi ölümleri, iş güvenliği tablosunun sadece en acı değil, en açık şekilde önlenebilir kısmıdır.
Bu ölümlerin bir başka ortak yanı da coğrafi ya da mevsimsel bir sınır tanımaması. İnşaat, sanayi, tarım, tamirhane — farklı sektörlerde, farklı illerde, ama benzer koşullarda yaşanıyorlar. Emirhan Sarısu bir inşaatta, Yiğit Mehmet Kesme bir tamir işinde hayatını kaybetti; ortak nokta yapılan işin türü değil, bu çocukların hepsinin yaşları gereği orada olmamaları gereken yerlerde bulunmasıydı. Bu ortaklık, olayların birer tesadüf değil, aynı zeminin farklı yüzleri olduğunu gösteriyor.
"İş kazası" mı, "iş cinayeti" mi?
Burada, haberciliğin en sessiz ama en belirleyici tercihlerinden biri devreye giriyor: hangi kelimenin kullanılacağı. Aynı olay, "iş kazası" olarak da, "iş cinayeti" olarak da aktarılabilir — ve iki kelime, okuyucuya bambaşka şeyler söyler.
"Kaza" kelimesi, önlenemez, kaderî, kimsenin sorumlu olmadığı bir olayı çağrıştırır. İSİG Meclisi gibi kuruluşların ısrarla "iş cinayeti" demesinin nedeni ise tam olarak buna itiraz etmek: onlara göre bu ölümler, önlem alınsaydı yaşanmayacak, dolayısıyla sorumlusu olan olaylar. Resmî dil ve pek çok haber "iş kazası" derken, izleme kuruluşları "iş cinayeti" diyerek aynı olaya farklı bir sorumluluk yükler.
Bu bir kelime oyunu değil, bir çerçeveleme meselesi. Bir çocuğun inşaattan düşmesini "kaza" diye okuyan biri için sorumlu, çoğu zaman "talihsizlik"tir. Aynı olayı "iş cinayeti" olarak okuyan biri içinse sorumlu; önlem almayan işveren, denetlemeyen mekanizma ve çocuğu o şantiyeye getiren ekonomik koşullardır. Hangi kelimeyi seçtiğinizde, sorumluluğu da nereye koyduğunuzu söylemiş olursunuz.
Türkiye Arşivi olarak bu tercihte taraf tutmak yerine, farkı görünür kılmayı seçtik. "İş kazası" resmî ve yaygın kullanılan bir terim; "iş cinayeti" ise izleme kuruluşlarının ölümlerin önlenebilirliğini vurgulamak için kullandığı bir terim. Okuyucunun bilmesi gereken, hangi kelimenin "doğru" olduğu değil, iki kelimenin farklı sorumluluk haritaları çizdiği. Bir haberi okurken hangi kelimenin seçildiğini fark etmek, o haberin sizi hangi yöne baktırmak istediğini de fark etmek demektir.
"Stajyer", "MESEM öğrencisi": bir başka görünmezlik
Kör nokta sadece "kaza" kelimesinde değil. Bazı ölümlerde çocuk işçilik, bir başka kategori altında görünmez hale gelebiliyor: eğitim.
Geçtiğimiz hafta Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde, 16 yaşındaki Yiğit Mehmet Kesme, bir traktörün tamiri sırasında hidrolik aksama sıkışarak hayatını kaybetti. Kesme bir "işçi" olarak değil, bir mesleki eğitim merkezi (MESEM) öğrencisi olarak kayıtlıydı. Kağıt üzerinde okuldaydı; pratikte ise bir iş yerinde, tehlikeli bir işin başındaydı.
Bu ayrım önemli, çünkü "öğrenci" ya da "stajyer" sıfatı, bir çocuğun fiilen bir işçi gibi çalışıp bir işçi gibi ölebildiği gerçeğini yumuşatır. Ölüm bir "öğrenci" ölümü olarak kaydedildiğinde, çocuk işçilik tablosunun bir parçası olarak görünmeyebilir. Oysa yapılan iş, taşınan risk ve sonuç aynıdır. "Stajyer" kelimesi, tıpkı "kaza" gibi, bir gerçeği daha az görünür kılabiliyor.
Mesleki eğitim merkezi (MESEM) modeli, son yıllarda giderek daha fazla öğrenciyi haftanın büyük bölümünde bir iş yerinde geçirecek şekilde işliyor. Amacı meslek edindirmek olan bu sistem, uygulamada çok sayıda genci fiili birer çalışana dönüştürebiliyor. Bir öğrenci atölyede, şantiyede ya da fabrikada tam bir işçi gibi çalışırken, kağıt üzerinde hâlâ "eğitimde" sayılıyor. Bu durum, bir sorun yaşandığında olayın nasıl kaydedileceğini ve kamuoyunda nasıl algılanacağını da belirliyor. "Bir öğrenci öldü" cümlesi ile "bir işçi öldü" cümlesi, aynı olayı çok farklı çerçevelere yerleştiriyor.
"Aile ekonomisine katkı": normalleşen bir cümle
Emirhan Sarısu’nun neden o şantiyede olduğunu anlatan ifade de üzerinde durmaya değer: "aile ekonomisine katkı sağlamak için." Bu cümle, haberlerde o kadar sık geçer ki neredeyse nötr, hatta olumlu bir anlam kazanır — çalışkan bir çocuk, ailesine yardım ediyor.
Ama bu cümlenin altında, bir çocuğun neden okulda değil de inşaatta olduğu sorusu duruyor. "Aile ekonomisine katkı", çoğu zaman yoksulluğun kibar bir adıdır. Bir çocuğun 14 yaşında, babasıyla birlikte dört kat yüksekte çalışıyor olması, bireysel bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluğun sonucudur. Bu ifadeyi olağanlaştırdığımızda, çocuk işçiliğini de bir parça olağanlaştırmış oluyoruz. Habercilikte bu tür kalıp cümleleri fark etmek, kör noktayı görünür kılmanın bir parçası.
"Aile ekonomisine katkı"nın arkasındaki yapı
Çocukların neden çalıştığı sorusu, tek bir aileyle sınırlı değil. Bir çocuğun okul yerine tarlaya, atölyeye ya da şantiyeye gitmesinin arkasında genellikle üç etken buluşur: yoksulluk, ucuz iş gücü talebi ve denetimin yetersizliği.
Ailenin geçim sıkıntısı, çocuğu bir gelir kaynağına dönüştürür. İşverenler için çocuk iş gücü çoğu zaman daha ucuz, daha az itiraz eden ve kayıt dışı tutulması daha kolay bir seçenektir. Denetim mekanizması bu alanların çoğuna ya hiç ulaşamaz ya da geç ulaşır. Bu üçü bir araya geldiğinde, "aile ekonomisine katkı" gibi masum görünen bir cümle, aslında yapısal bir sorunun kişisel bir hikâyeye sıkıştırılmış hali olur.
Bu, sorunu tek tek ailelerin "tercihi" gibi görmenin neden yanıltıcı olduğunu da gösteriyor. Hiçbir aile, çocuğunu tehlikeli bir işte çalıştırmak zorunda kalmayı istemez. Mesele bir tercih değil, bir imkânsızlık; ve bu imkânsızlık, tek tek haberlerde çoğu zaman görünmez kalır. Bir çocuğun ölümü haber olur, ama onu o işe iten koşullar nadiren aynı görünürlüğe kavuşur.
Neden bu bir kör nokta?
Bu haberi tek bir ölüm haberi olarak değil, bir dizi görünmezlik üzerinden okumak, kör nokta yaklaşımının özü. Çocuk işçi ölümleri; eksik sayılan bir rakamın ("en az 37"), sorumluluğu silen bir kelimenin ("kaza"), gerçeği yumuşatan bir kategorinin ("stajyer") ve yoksulluğu güzelleştiren bir kalıbın ("aile ekonomisine katkı") arkasında, olması gerekenden daha az görünür.
Bu görünmezliklerin her biri tek tek masum görünür. Ama bir araya geldiğinde, ciddi ve önlenebilir bir sorunu, kamuoyunun dikkatinin kıyısına iter. Bir çocuğun ölümü, "talihsiz bir kaza" olarak birkaç saat manşette kalır ve unutulur; oysa arkasındaki yapı — kayıt dışılık, denetimsizlik, yoksulluk ve tehlikeli işlerde çalışan çocuklar — yerinde durmaya devam eder.
Kör nokta yaklaşımının amacı, bu ölümleri yeniden manşete taşımak kadar, onları çevreleyen dili de görünür kılmak. Çünkü bir sorun, ancak doğru adıyla anıldığında tartışılabilir. "En az 37" rakamını olduğu gibi, yani eksikliğiyle birlikte aktarmak; "kaza" ile "iş cinayeti" arasındaki farkı göstermek; "stajyer" sıfatının neyi gizleyebileceğini söylemek — bunların hepsi, aynı gerçeğin daha net görülmesini sağlamaya yönelik.
Habercilikte biz neyi tercih ettik
Bu haberi hazırlarken birkaç ilkeye bağlı kaldık. Rakamı, kaynağına açıkça atfettik: "en az 37" ifadesi İSİG Meclisi’nin verisidir ve kuruluşun kendisi bunun eksik olabileceğini belirtmektedir; biz de bunu kesin bir toplam gibi değil, bir alt sınır olarak aktardık.
Ölen çocukları isimleriyle andık: Emirhan Sarısu ve Yiğit Mehmet Kesme. Çünkü bu haberin merkezinde soyut bir istatistik değil, adı olan iki çocuk var. "İş kazası" ile "iş cinayeti" arasındaki kelime farkını ise bir tarafın propagandası gibi değil, farklı sorumluluk çerçeveleri olarak açıkladık; hangi kelimenin neyi ima ettiğini okuyucunun görebilmesi için. Ayrıntıları sansasyona dönüştürmemeye, ölümün mekaniğinden çok, arkasındaki yapıya odaklanmaya çalıştık.
Bir noktayı da açıkça belirtelim: bu haber, tek bir çözümü işaret etmek ya da belirli bir kurumu suçlamak için değil, çoğu zaman gözden kaçan bir gerçeği daha görünür kılmak için hazırlandı. Çocuk işçiliği ve iş cinayetleri, tek bir aktörün değil, ekonomik koşulların, denetim eksikliğinin ve alışkanlık haline gelmiş bir dilin ortak sonucu. Bunu görünür kılmak, sorumluluğu paylaştırmak değil, sorunu doğru boyutuyla tartışabilmenin ön koşulu.
Günün kör noktası
Bir rakamın önündeki "en az", bir olayın adındaki "kaza", bir çocuğun sıfatındaki "öğrenci" ve bir cümledeki "aile ekonomisine katkı". Bunların hiçbiri yalan değil; ama her biri, gerçeğin bir parçasını gölgede bırakabiliyor.
Çocuk işçi ölümlerinin kör noktası, tek bir bilginin gizlenmesinde değil, doğru kelimelerin yanlış çağrışımlarla yüklenmesinde. "En az 37" dediğimizde, aslında kaç çocuğun öldüğünü bilmediğimizi de söylemiş oluyoruz. Ve tam da bu bilinmezlik, üzerine daha çok konuşmayı gerektiren bir sorunun işareti.
Emirhan Sarısu 14, Yiğit Mehmet Kesme 16 yaşındaydı. İkisi de yaşları gereği okulda, oyun alanında ya da güvenli bir eğitim ortamında olmaları gereken yaşlardaydı. Onların hikâyesini bir rakamın parçası olmaktan çıkarıp isimleriyle hatırlamak, en azından bu görünmezliğin bir kısmını geri çevirmenin yolu. Bir sonraki "kaza" haberini okurken, arkasındaki çocuğu, aileyi ve koşulları da görmek; bu haberin bırakmak istediği tek şey.
Bu haberdeki çocuk işçi ölümü sayısı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin kamuoyuna açıkladığı verilere dayanmaktadır; kuruluş, rakamın "tespit edilebilen" ölümleri kapsadığını ve eksik olabileceğini belirtmektedir. 19 Temmuz 2026.
Bu haber sizde ne uyandırdı?
…Bu habere sor
Yapay zekâ yalnızca bu haberin içeriğine dayanarak yanıtlar.
Kör Nokta Analizi
Kör Nokta· Sağ medya az yer verdiBu konu 5 farklı kaynaktan derlendi. Aşağıdaki dağılım, hangi siyasi eğilimin konuya ne ölçüde yer verdiğini gösterir.
- Sol%100
- Merkez%0
- Sağ%0
Bu haber 5 tanımlı kaynaktan derlendi (sol 5, merkez 0, sağ 0). Sağ cenahı görece az yer verdi.
Görüşlere göre kaynaklar
Bu yıl en az 37 çocuk çalışırken öldü! 14 yaşındaki Emirhan çalıştığı inşaattan düşerek hayatını kaybetti
CumhuriyetBu yıl tespit edilebilen 37. çocuk ölümü: 14 yaşındaki Emirhan inşaattan düşerek yaşamını yitirdi
EvrenselÇocuk işçi ölümleri durmuyor: 14 yaşındaki Emirhan inşaattan düştü
Halk TVİş cinayetleri durmuyor: Bir günde 4 işçi öldü, 5 işçi yaralandı
Evrenselİş cinayetleri yine can aldı: Bir günde 4 işçi yaşamını yitirdi
Halk TV
Bu görüşten kaynak yok.
Bu görüşten kaynak yok.
Yorumlar
(0)İlk yorumu siz yapın.
Gündemi kaçırmayın
Günün özetini almak için listeye katılın.
Yakında · 2 dk okuma