Yıllarca "Kayıp" Olarak Arandılar, Cinayet Çıktı: İki Dosyanın Gösterdiği Kör Nokta
Manisa’da 2009’dan, Hatay’da 2012’den beri "kayıp" olarak aranan iki kadının aynı hafta içinde öldürüldükleri ortaya çıktı. Ebru Koyuncu ile Selbi Uyğur dosyaları, "kayıp" kelimesinin yıllarca neyi gizleyebildiğini gösteriyor.
- Manisa’da 17 yıl önce kaybolan Ebru Koyuncu’nun ve Hatay’da 14 yıl önce kaybolan Selbi Uyğur’un öldürüldükleri, faillerin yer göstermesi ve adli tıp incelemeleriyle ortaya çıktı.
- İki dosyanın ortak yanı yalnızca acı değil: her ikisinde de "kayıp" etiketi, yakın çevreden çıkan bir cinayeti uzun yıllar görünmez kıldı.
Aynı hafta içinde, birbirinden yüzlerce kilometre uzakta iki dosya kapandı. Manisa’da 2009’dan beri "kayıp" olarak aranan Ebru Koyuncu’nun cenazesi 18 Temmuz 2026’da memleketinde toprağa verildi. Hatay’da 2012’den beri aranan Selbi Uyğur’un cesedi ise bir portakal bahçesinde bulundu. İki kadını bir araya getiren şey, uzun yıllar taşıdıkları ortak sıfat oldu: kayıp.
Türkiye Arşivi olarak bu iki haberi ayrı ayrı okuduğumuzda, aralarındaki örtüşme dikkat çekiciydi. İkisi de bir kadının yıllarca "kaybolmuş" sayılmasıyla başladı; ikisi de aslında öldürüldüklerinin anlaşılmasıyla bitti; ve ikisinde de failler, kurbanların en yakınındaki isimler arasından çıktı. Bu yazı, tek bir olayın değil, iki dosyanın birlikte gösterdiği bir kör noktanın hikâyesi: "kayıp" kelimesinin neyi gizleyebildiğinin.
Manisa: Bir annenin ısrarı 16 yıl sonra dosyayı yeniden açtı
Ebru Koyuncu, Aralık 2009’da, henüz 17 yaşındayken Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde kayboldu. O tarihte açılan dosya yıllarca bir "kayıp" ihbarı olarak kaldı; somut bir iz, bir ceset ya da bir fail yoktu. Böyle dosyalar, zaman geçtikçe kamuoyunun ve çoğu zaman resmî takibin gündeminden düşer.
Bu dosyayı yeniden canlandıran şey, adli bir tesadüf değil, bir ısrar oldu. Kurbanın annesi Münevver Koyuncu, 1 Ekim 2025’te yeniden jandarmaya başvurdu. Bu başvurunun ardından yürütülen soruşturmada, kurbanın "eski eniştesi" olarak tanımlanan Ufuk Köse (55) sorgusunda cinayeti itiraf etti ve cesedin yerini gösterdi.
Gösterilen yer, İzmir’in Kemalpaşa ilçesine bağlı Armutlu Mahallesi’ndeki bir araziydi. Şubat 2026’da burada yapılan kazıda kemik ve kafatası parçaları bulundu. Adli Tıp Kurumu’nda yapılan DNA incelemesi, bu kalıntıların Ebru Koyuncu’ya ait olduğunu kesinleştirdi. Soruşturma kapsamında 26 Şubat 2026’da iki kişi — itiraf eden Ufuk Köse ve ikinci bir şüpheli — tutuklandı; diğer iki şüpheli serbest bırakıldı.
Kemiklerin kimliğinin kesinleşmesinin ardından, Ebru Koyuncu’nun cenazesi 18 Temmuz 2026’da memleketi Sancaklıiğdecik’te düzenlenen törenle toprağa verildi. Kaybolmasının üzerinden geçen süre: yaklaşık 17 yıl.
Hatay: Portakal bahçesindeki 14 yıllık sır
İkinci dosya, Hatay’ın Dörtyol ilçesinde. Selbi Uyğur, 2012 yılında, 32 yaşındayken kayboldu. Onun dosyası da yıllarca "kayıp" olarak açık kaldı.
Soruşturmanın seyrini değiştiren gelişme, şüphelilerin yer göstermesi oldu. Şüphelilerin işaret ettiği noktada, Dörtyol’daki bir portakal bahçesinde yaklaşık 15 gün süren kazı çalışması yapıldı ve gömülü bir ceset bulundu. Adli Tıp Kurumu, kalıntıların Selbi Uyğur’a ait olduğunu doğruladı.
Soruşturma kapsamında üç kişi — kurbanın kayınvalidesi Hatice Uyğur, kayınbiraderi Yaşar T. ve bir yakını olarak geçen O.Ç. — "tasarlayarak kasten öldürme" suçundan tutuklandı. Bu isimler hakkında yargı süreci sürüyor; tutuklama bir tedbirdir, mahkûmiyet değildir.
Dosyanın arka planında, soruşturmaya yansıyan daha eski bir olay var. İddiaya göre Selbi Uyğur’un kayınpederi Mehmet Uyğur 2011’de öldürülmüş, cesedi bir akarsu kenarında bulunmuştu. Soruşturma dosyasındaki tespitlere göre Selbi Uyğur bu olayla ilişkilendirilmiş; bir yıl sonra, 2012’de ise kendisi öldürülmüştü. Bu ayrıntılar iddia ve soruşturma bulgusu düzeyindedir; kesinleşmiş bir mahkeme kararı değildir.
Bu katmanlı arka plan, dosyayı Manisa’dakinden daha karmaşık kılıyor; ama bu yazının konusu açısından değiştirmediği tek bir gerçek var: Selbi Uyğur da 14 yıl boyunca resmî kayıtlarda öldürülmüş biri olarak değil, "kayıp" biri olarak yer aldı. Arka plandaki olaylar ne olursa olsun, bir kadının yıllarca "kayıp" sıfatıyla anılıp cesedinin bir bahçeye gömülü bulunması, aynı kör noktanın parçası. Karmaşık dosyalarda bile, "kayıp" etiketi altındaki gerçeğin ne kadar geç ortaya çıkabildiğini gösteriyor.
"Kayıp" kelimesinin gizlediği
İşte bu iki dosyanın birlikte gösterdiği kör nokta burada başlıyor. Bir insan "kayıp" olarak kaydedildiğinde, bu kelime nötr görünür: nerede olduğu bilinmeyen biri. Ama pratikte "kayıp" etiketi, altında çok farklı gerçekleri barındırabilir — kendi isteğiyle uzaklaşan biri de, bir kaza kurbanı da, öldürülmüş biri de aynı satıra yazılır. Ve bu belirsizlik, bazen bir cinayeti yıllarca görünmez kılabilir.
Ebru Koyuncu 17 yıl, Selbi Uyğur 14 yıl boyunca resmî kayıtlarda "kayıp"tı. Oysa her iki dosyada da ortaya çıkan gerçek, kaybolmanın kendiliğinden olmadığıydı. "Kayıp" kelimesi, bu süre boyunca ne bir failin peşine düşülmesini kaçınılmaz kıldı ne de kamuoyunun dikkatini canlı tuttu. Bir cinayet haberi manşet olur, aylarca takip edilir; bir "kayıp" ihbarı ise ilk günlerin telaşından sonra çoğu zaman sessizliğe gömülür.
Bu, haberciliğin ve toplumsal dikkatin gerçek bir kör noktası. Bir kadının uzun süre "kayıp" sayılması, çoğu zaman "belki döner" umuduyla açıklanır. Ama bu iki dosya, o umudun bazen bir gerçeği ertelediğini gösteriyor: kaybolmanın kendisi, çözülmemiş bir suçun ilk işareti olabilir. Fark, sadece kelimede değil; o kelimenin belirlediği takip yoğunluğunda, ayrılan kaynakta ve kamuoyunun ne kadar süre bakmaya devam ettiğinde.
"Kayıp" dosyaları neden yıllarca hareketsiz kalır?
Bir "kayıp" ihbarı ile bir cinayet soruşturması, hukukî ve pratik olarak çok farklı yürür. Cinayette bir suç, çoğu zaman bir ceset ve bir olay yeri vardır; soruşturmanın yönü bellidir. "Kayıp"ta ise ortada tanımlı bir suç bulunmayabilir: kişi kendi rızasıyla gitmiş de olabilir. Bu belirsizlik, dosyanın önceliğini de, yöntemini de aşağı çeker.
Zaman geçtikçe bu etki katlanır. İlk günlerde tanık hafızası tazedir, kamera kayıtları durur, izler sıcaktır. Aylar ve yıllar geçtikçe kayıtlar silinir, tanıklar dağılır, dosya arşive iner. Böylece bir "kayıp" dosyası, hiç kapanmadan hareketsiz kalabilir — teknik olarak açıktır, ama fiilen kimse üzerinde çalışmaz. Her iki dosyanın da ancak on yılı aşkın süre sonra, dışarıdan gelen bir müdahaleyle canlanmış olması bu yüzden şaşırtıcı değil.
Bu yapının en ağır yükü de genellikle ailenin üzerinde kalır. Ebru Koyuncu dosyasında soruşturmayı 16 yıl sonra yeniden başlatan şey, bir kurumun rutin gözden geçirmesi değil, annesinin yeniden başvurmasıydı. "Kayıp" bir dosyada, çoğu zaman en ısrarlı takipçi resmî sistem değil, kaybettiği kişiden vazgeçmeyen yakınıdır.
Ortak desen: fail çoğu zaman en yakındaki isim
İki dosyanın ikinci ortak yanı, failin nereden çıktığı. Ebru Koyuncu dosyasında itiraf eden kişi kurbanın "eski eniştesi" olarak tanımlanıyor. Selbi Uyğur dosyasında tutuklananlar ise kayınvalide ve kayınbirader gibi, kurbanın evlilik yoluyla akrabaları.
Bu, tek tek bakıldığında iki ayrı trajik tesadüf gibi görünür. Ama kadına yönelik şiddet verileri üzerine çalışan kurumların yıllardır işaret ettiği bir gerçekle örtüşüyor: kadın cinayetlerinde faillerin önemli bir bölümü, kurbanın yabancısı değil, en yakınındaki kişilerdir — eş, eski eş, aile ya da akraba çevresi. "Kayıp" etiketinin tehlikesi de tam olarak burada büyüyor: kaybolan kişiyi en son gören, çoğu zaman failin de içinde olduğu yakın çevredir; ve bu çevre sessiz kaldığında, dosya yıllarca hareketsiz kalabilir.
Her iki dosyanın da ancak yakın çevreden gelen bilgiyle — birinde itiraf, diğerinde yer gösterme — çözülmüş olması, bu deseni bir kez daha görünür kılıyor. Cesetler, tesadüfen değil, olayı bilen birinin konuşmasıyla bulundu.
Bu desenin "kayıp" etiketiyle birleşmesi, ayrı bir soruna işaret ediyor. Fail yakın çevredeyse, kaybolmayı ilk fark eden, resmi mercilere ilk bilgi veren ve dosya boyunca "en son ne zaman görüldü" sorusunu yanıtlayan da çoğu zaman aynı çevredir. Bu çevre gerçeği anlatmadığında, soruşturma daha en başından eksik bir haritayla yol almaya başlar. Yıllar sonra dosyayı açan şeyin yine o çevreden gelen bir söz olması, bu haritanın baştan ne kadar eksik çizildiğini de gösteriyor.
17 yıl ne demek?
Bu dosyaların bir de rakamlara sığmayan tarafı var. Bir insanın 17 yıl boyunca "belki bir gün döner" cümlesiyle beklenmesi, sıradan bir zaman aralığı değil. Ebru Koyuncu kaybolduğunda 17 yaşındaydı; dosyası kapandığında, kaybolduğu yıldan bu yana geçen süre neredeyse yaşadığı ömre eşitti.
Bu tür bir belirsizlik, yakınları için yasın bile tamamlanamadığı bir aralık yaratır: ne kesin bir kayıp haberi vardır, ne de geri dönüş. Ebru Koyuncu dosyasında annenin 16 yıl sonra yeniden başvurması, bu bekleyişin nasıl bir ısrara dönüşebildiğini gösteriyor. Cenazenin nihayet memleketinde toprağa verilmesi ise, en acı biçimde de olsa, bu belirsizliğin sona ermesi anlamına geliyor. Haberi yaparken bu insani boyutu, dosyanın teknik ayrıntıları kadar önemsedik.
İtiraf ve "yer gösterme": dosyaları açan kritik an
Her iki dosyada da kilidi açan an, klasik bir dedektiflik değil, olayı bilen birinin konuşması oldu: Manisa’da failin itirafı ve cesedin yerini göstermesi, Hatay’da ise şüphelilerin gömü yerini işaret etmesi. On yılı aşkın süre bulunamayan iki ceset, ancak bu bilgiyle gün yüzüne çıktı.
Bu mekanizmanın hukuktaki karşılığı önemli. Türk ceza sisteminde, bir failin suçunu itiraf etmesi ve delillerin ortaya çıkmasına, kayıpların bulunmasına yardımcı olması, süreç içinde lehe değerlendirilebilecek bir davranıştır. Bu, çoğu eski dosyanın neden ancak yıllar sonra — failin kendi hesabı değiştiğinde ya da baskı arttığında — çözüldüğünü de açıklıyor. Ceset ve olay yeri, kaybolduktan uzun süre sonra çoğu zaman yalnızca failin hafızasında kalır; o hafıza konuşmadıkça dosya durur.
Bu durumun rahatsız edici bir yanı da var: adaletin işlemesi, kısmen failin konuşmayı seçmesine bağlı kalıyor. Yine de bu iki dosya, o anın gelebildiğini ve geldiğinde uzun süredir bekleyen bir gerçeği ortaya çıkardığını gösteriyor.
Dosyaları kesinleştiren şey: adli bilim ve vazgeçmeyen aileler
İtiraf ve yer gösterme bir başlangıç noktası verir; ama tek başına yeterli değildir. Bir noktada bulunan kalıntıların gerçekten kime ait olduğunu söylemek gerekir — ve bunu söyleyen, bilimdir.
Her iki dosyada da nihai kesinliği sağlayan şey, Adli Tıp Kurumu’nda yapılan kimlik tespiti oldu. Yıllar boyunca toprak altında kalmış kemik ve kafatası parçalarından, DNA karşılaştırmasıyla bir kimliğe ulaşmak, bugünün adli bilim kapasitesinin sağladığı bir imkân. On yıl, hatta daha uzun süre öncesine ait kalıntıların bile aileden alınan referans örneklerle eşleştirilebilmesi, eski "kayıp" dosyalarının kapanabilmesinin temel koşulu. Teknik olmasa, itiraf tek başına "kesin" bir sonuç doğurmazdı.
İkinci belirleyici unsur ise ısrar. Ebru Koyuncu dosyasında dönüm noktası, annesinin 16 yıl sonra yeniden jandarmaya başvurmasıydı. Bir "kayıp" dosyasının bu kadar zaman sonra yeniden hareketlenmesi, sistemin kendiliğinden işlemesiyle değil, bir yakınının vazgeçmemesiyle mümkün oldu. Bu, çözülmemiş dosyalar için hem umut verici hem düşündürücü: adalet, çoğu zaman bir ailenin yorulmamasına bağlı kalıyor. Vazgeçen bir aile olsaydı, bu iki dosyanın bugün hâlâ "kayıp" olarak açık kalması pekâlâ mümkündü.
Habercilikte biz neyi tercih ettik
Bu tür haberlerde alınan editöryel kararlar, çoğu zaman okuyucunun görmediği ama haberin sorumluluğunu belirleyen kararlardır. Bu dosyaları işlerken birkaç ilkeye bağlı kaldık.
Mağdurları isimleriyle andık: Ebru Koyuncu ve Selbi Uyğur. Çünkü bu dosyalarda merkezde, "kayıp" soyut kategorisi değil, adı ve hikâyesi olan iki insan var. Buna karşılık, yalnızca tutuklu olan — henüz mahkûm edilmemiş — şüphelilerin isimlerini ön plana çıkarmadık; tutuklamanın bir tedbir olduğunu, suçun kanıtı olmadığını her iki dosyada da belirttik. Selbi Uyğur dosyasındaki daha eski olaya dair bilgileri "iddia" ve "soruşturma bulgusu" olarak aktardık, kesinleşmiş gerçek gibi sunmadık.
İki dosyayı ayrı ayrı değil, birlikte ele almayı da bilinçli olarak seçtik. Tek bir olay okunduğunda trajik bir istisna gibi görünür; iki olay yan yana konduğunda ise ortaya çıkan şey bir desen olur. Kör nokta analizinin amacı da bu: münferit görünen olayların altındaki tekrar eden yapıyı görünür kılmak. Bir haberin gücü bazen tek başına anlattığında değil, hangi başka haberin yanına konduğunda ortaya çıkar.
Olayların ayrıntılarını ise sansasyona dönüştürmemeye çalıştık. Bu haberlerin değeri, dehşetin ayrıntısında değil, gösterdikleri desende: bir kelimenin — "kayıp" — nasıl yıllarca bir gerçeği ertelediğinde. Kalıntıların bulunma biçimine dair rahatsız edici ayrıntıları öne çıkarmak yerine, sürecin nasıl işlediğine ve bunun ne anlama geldiğine odaklandık.
Günün kör noktası
İki dosya, iki şehir, iki farklı aile. Ama aynı yapı: bir kadının yıllarca "kayıp" sayılması, altında yatan cinayetin görünmez kalması, ve gerçeğin ancak yakın çevreden gelen bir söz ile adli bilimin buluşmasıyla ortaya çıkması.
Bu iki dosyanın ortaya koyduğu bir imkân da var: eski "kayıp" dosyaları, yeni bir başvuru, bir itiraf ya da gelişen adli tekniklerle yeniden açılabiliyor. Manisa dosyasını 16 yıl sonra harekete geçiren şey basit bir başvuruydu; sonuç, yıllardır bilinmeyen bir gerçeğin kesinleşmesi oldu. Bu, hâlâ açık duran benzer dosyalar için de bir hatırlatma: hareketsiz olması, çözülemez olması anlamına gelmiyor.
Bugün açık olan başka "kayıp" dosyaların içinde benzer gerçeklerin bekleyip beklemediğini bilmiyoruz — ve tam da bu belirsizlik, kör noktanın kendisi. "Kayıp" bir istatistik satırı değil; kimi zaman, henüz sorulmamış bir sorunun adı. Ebru Koyuncu ve Selbi Uyğur dosyaları, o soruyu sormanın neden önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Bu haber, 18 Temmuz 2026’da farklı kaynaklarda yer alan iki ayrı dosyanın doğrulanmış bilgileri üzerinden hazırlanmıştır. Şüpheliler hakkında yargı süreci devam etmektedir; tutukluluk masumiyet karinesini ortadan kaldırmaz.
Bu haber sizde ne uyandırdı?
…Bu habere sor
Yapay zekâ yalnızca bu haberin içeriğine dayanarak yanıtlar.
Kör Nokta Analizi
Kör Nokta· Sağ medya az yer verdiBu konu 5 farklı kaynaktan derlendi. Aşağıdaki dağılım, hangi siyasi eğilimin konuya ne ölçüde yer verdiğini gösterir.
- Sol%60
- Merkez%40
- Sağ%0
Bu haber 5 tanımlı kaynaktan derlendi (sol 3, merkez 2, sağ 0). Sağ cenahı görece az yer verdi.
Görüşlere göre kaynaklar
Bu görüşten kaynak yok.
Yorumlar
(0)İlk yorumu siz yapın.
Gündemi kaçırmayın
Günün özetini almak için listeye katılın.
Yakında · 2 dk okuma