Türkiye Nüfusu 86 Milyonla Dünyada 18'inci Sırada: Doğurganlık 1,42'ye Düştü
TÜİK'in Dünya Nüfus Günü verileri: Çocuk nüfus oranı dünya ortalamasının altında, yaşlı nüfus oranı ise üzerine çıktı
- TÜİK'in 2025 yılı Dünya Nüfus Günü verilerine göre Türkiye, 86 milyon 92 bin nüfusuyla dünyanın en kalabalık 18'inci ülkesi oldu.
- Çocuk nüfus oranı yüzde 24,8 ile dünya ortalamasının altında kalırken, toplam doğurganlık hızı 1,42'ye gerileyerek nüfus yenilenme eşiği olan 2,1'in belirgin biçimde altında kaldı.
- Yaşlı nüfus oranı ise yüzde 11,1 ile dünya ortalamasını aştı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 11 Temmuz Dünya Nüfus Günü kapsamında Birleşmiş Milletler'in 2025 yılı nüfus tahminlerine dayanan bülteni yayımladı. Buna göre Türkiye, 86 milyon 92 bin 168 kişilik nüfusuyla 194 ülke arasında 18'inci sırada yer aldı ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1'ini oluşturdu. Nüfus büyüklüğü korunurken, yaş gruplarına göre dağılım dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Verilere göre Türkiye'de çocuk nüfus oranı (0-17 yaş) yüzde 24,8 ile dünya ortalaması olan yüzde 29,3'ün altında kaldı. Toplam doğurganlık hızı kadın başına 1,42 çocuğa gerileyerek, nüfusun kendini yenilemesi için gereken 2,1 eşiğinin belirgin biçimde altına düştü. Buna karşılık yaşlı nüfus oranı (65 yaş ve üzeri) yüzde 11,1 ile dünya ortalaması yüzde 10,4'ün üzerine çıktı.
Öne Çıkanlar
- Türkiye'nin nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişi olarak hesaplandı; dünya sıralamasında 18'inci sırada yer aldı.
- Çocuk nüfus oranı yüzde 24,8 ile dünya ortalaması yüzde 29,3'ün altında kaldı.
- Toplam doğurganlık hızı 1,42'ye gerileyerek nüfus yenilenme eşiği 2,1'in altında kaldı.
- Yaşlı nüfus oranı yüzde 11,1 ile dünya ortalaması yüzde 10,4'ün üzerine çıktı.
- Türkiye'nin çocuk ve genç nüfus oranı, AB üyesi 27 ülkenin tamamından daha yüksek çıktı.
Türkiye'nin nüfusu ne kadar ve dünyada kaçıncı sırada?
Türkiye'nin nüfusu 2025 yılı itibarıyla 86 milyon 92 bin 168 kişi olarak hesaplandı. Bu nüfus büyüklüğüyle Türkiye, 194 ülke arasında 18'inci sırada yer alıyor ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1'ini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler'in Dünya Nüfus Beklentileri 2025 çalışmasına göre dünya nüfusu 8 milyar 231 milyon 613 bin 70 kişiye ulaştı.
Dünyanın en kalabalık ülkesi 1 milyar 463 milyon 865 bin 525 kişiyle Hindistan oldu. Hindistan'ı 1 milyar 416 milyon 96 bin 94 kişiyle Çin ve 347 milyon 275 bin 808 kişiyle ABD izledi. Bu üç ülke tek başına dünya nüfusunun yüzde 39,2'sini barındırıyor. Dünya nüfusu 1999'da 6 milyara, 2011'de 7 milyara ve 2022'de 8 milyara ulaşmıştı.
Türkiye'nin küresel sıralamadaki yeri değişmezken, nüfusun yaş yapısındaki dönüşüm dikkat çekiyor. Nüfus büyüklüğü açısından ilk 20'de yer alan Türkiye, demografik yapı açısından hem dünya ortalamasından hem de AB ülkelerinden farklı bir seyir izliyor. A Haber'in aktardığına göre, veriler Türkiye'nin küresel ölçekte nüfus büyüklüğünü koruduğunu, ancak yaş gruplarına göre dağılımın farklılaştığını ortaya koyuyor.
Türkiye'nin dünya nüfusu içindeki payı yüzde 1 olarak gerçekleşirken, komşu ülkelerle karşılaştırıldığında da önemli bir nüfus büyüklüğüne sahip olduğu görülüyor. Örneğin Almanya'nın nüfusu yaklaşık 84 milyon, İran'ın ise 89 milyon civarında tahmin ediliyor. Türkiye'nin bu sıralamadaki yeri, hem bölgesel güç dengeleri hem de ekonomik potansiyel açısından önem taşıyor.
Çocuk nüfus oranı ne kadar ve ne anlama geliyor?
Türkiye'de 0-17 yaş grubundaki çocukların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 24,8 olarak hesaplandı. Bu oran, dünya ortalaması olan yüzde 29,3'ün altında kaldı. Dünyada çocuk nüfus oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 56,2 ile Orta Afrika Cumhuriyeti oldu. Bu ülkeyi yüzde 53,3 ile Nijer ve yüzde 53,0 ile Somali izledi. Listenin diğer ucunda ise yüzde 12,9 ile Güney Kore yer aldı.
Çocuk nüfus oranı, ülkelerin yaş yapısını gösteren temel demografik göstergelerden biri. Bir ülkenin çocuk nüfus oranının yüksek olması, gelecekteki işgücü potansiyelini ve nüfusun dinamik yapısını işaret eder. Türkiye'de bu oranın dünya ortalamasının altına düşmesi, nüfusun yaşlanma eğiliminin somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Sözcü gazetesinin aktardığına göre, çocuk ve genç nüfusun toplam nüfus içindeki payı gerilerken, doğurganlık hızı dünya ortalamasının altında kaldı ve yaşlı nüfus oranı yükseliş eğilimini sürdürdü.
Buna karşın Türkiye'nin çocuk nüfus oranı, Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin tamamından daha yüksek. AB'de en yüksek çocuk nüfus oranı yüzde 22,3 ile İrlanda'da kaydedildi. İrlanda'yı yüzde 20,3 ile İsveç ve yüzde 19,9 ile Fransa takip etti. AB ülkeleri içinde çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 14,6 ile İtalya oldu. Malta yüzde 15,5, Portekiz ise yüzde 15,6 ile sıralandı. Türkiye'nin yüzde 24,8'lik oranı, AB ülkelerinin tamamını aşmış durumda.
İki çerçeve arasındaki bu fark, Türkiye'nin halen AB ülkelerine kıyasla daha genç bir nüfus yapısına sahip olduğunu, ancak küresel ölçekte bu avantajın eridiğini gösteriyor. Uzmanlar, çocuk nüfusundaki azalmanın eğitimden istihdama, sağlık sisteminden sosyal politikalara kadar birçok alanda yeni planlamaları zorunlu hale getireceğine dikkat çekiyor.
Doğurganlık hızı neden düştü ve ne anlama geliyor?
Türkiye'nin toplam doğurganlık hızı 2025'te kadın başına 1,42 çocuğa geriledi. Bu oran, dünya ortalaması olan 2,24'ün belirgin biçimde altında kalıyor. Daha da önemlisi, nüfusun kendini yenilemesi için gerekli kabul edilen 2,1 eşiğinin de oldukça altında. Uzmanlara göre bir ülke nüfusunun uzun vadede mevcut büyüklüğünü koruyabilmesi için toplam doğurganlık hızının yaklaşık 2,1 çocuk seviyesinde olması gerekiyor. Türkiye'nin 1,42'lik oranı bu eşiğin belirgin biçimde altında yer alıyor.
İlke İlim Kültür Eğitim Vakfı'na bağlı Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi'nin (TODAM) yayımladığı 'Toplumun Görünümü 2025 — Demografik ve Toplumsal Dönüşüm' raporuna göre, toplam doğurganlık hızı 2025'te 1,42'ye gerileyerek Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine indi. Rapora göre bu eğilimin sürmesi halinde Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarda nüfus kaybı riskiyle karşılaşabileceği uyarısı yapılıyor.
Doğurganlıktaki düşüşün arkasında birden fazla faktör bulunuyor. Ekonomik belirsizlikler, geç evlilik yaşı, kadınların eğitim ve işgücüne katılımındaki artış, kentleşmenin hızlanması ve çocuk yetiştirme maliyetlerinin yükselmesi başlıca nedenler arasında sayılıyor. Bianet'in aktardığına göre, 2001'de yaşa özel en yüksek doğurganlık hızı 20-24 yaş grubundayken, 2025'te bu oran 25-29 yaş grubuna kaydı. Bu kayma, kadınların evlilik ve doğum kararını ertelediğini gösteriyor.
Kent-kır ayrımı da doğurganlık hızında belirgin farklar yaratıyor. Kır olarak sınıflandırılan yerlerde toplam doğurganlık hızı 1,75 çocuk iken, orta yoğun kentlerde 1,53 ve yoğun kentlerde 1,33 çocuk seviyesinde gerçekleşti. Bu veriler, kentleşmenin doğurganlık üzerindeki baskılayıcı etkisini somut biçimde ortaya koyuyor.
TODAM raporuna göre, 'demografik fırsat penceresi' olarak bilinen ve çalışabilir nüfusun yüksek olduğu dönemin 2030'ların ortasında kapanmaya başlayacağı uyarısı yapılıyor. Bu, Türkiye'nin ekonomik büyüme için genç işgücüne bağımlı modelini yeniden düşünmesi gerektiği anlamına geliyor.
Yaşlı nüfus oranı ne kadar arttı?
Türkiye'de 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1'e yükseldi. Bu oran, yüzde 10,4 olan dünya ortalamasının üzerine çıkarken, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının altında kaldı. AB'de en yüksek yaşlı nüfus oranı yüzde 25,1 ile İtalya'da görüldü. İtalya'yı yüzde 24,9 ile Portekiz ve yüzde 24,4 ile Yunanistan izledi.
Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 36,0 ile Monako oldu. Monako'yu yüzde 30,0 ile Japonya izledi. Yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 1,7 ile Katar oldu. Türkiye'nin yüzde 11,1'lik oranı, AB üyesi 27 ülkenin tamamından daha düşük seviyede. AB'de yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu ülke yüzde 14,9 ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi oldu.
Yaşlı nüfusun artışı, sosyal hizmet politikalarını da yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının her geçen gün arttığını belirterek, bu değişimin sosyal hizmet politikalarını yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kıldığını ifade etti. Göktaş, yerinde yaşlanmayı, aile desteğini ve aktif yaşamı önceleyen bir anlayışla çalıştıklarını ve 43 yaşlı aktif yaşam merkeziyle vatandaşlara hizmet sunduklarını aktardı.
Yaşlı nüfus oranındaki artış, emeklilik sistemi, sağlık hizmetleri ve uzun süreli bakım ihtiyaçları üzerinde baskı oluşturuyor. Türkiye'de 2006 yılında başlatılan evde bakım yardımıyla binlerce yaşlı bireye ailesinin yanında destek sağlanıyor. Bakanlık, 'Aile ve Nüfus 10 Yılı' vizyonu doğrultusunda, hayatın her dönemini kuşatan politikalarla büyüklerin yaşam kalitesini artırmayı sürdürdüğünü belirtiyor.
Genç nüfus oranı dünya ortalamasının altında mı?
Türkiye'de 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfus oranı yüzde 14,8 olarak kaydedildi. Bu oran, dünya ortalaması olan yüzde 15,6'nın altında kaldı. Genç nüfus oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 23,3 ile Güney Sudan oldu. Güney Sudan'ı yüzde 23,1 ile Suriye ve yüzde 22,5 ile Orta Afrika Cumhuriyeti izledi. Genç nüfus oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 8,8 ile Monako oldu.
Türkiye'nin genç nüfus oranı, AB üyesi 27 ülkenin tamamından daha yüksek. AB'de en yüksek genç nüfus oranı yüzde 13,5 ile İrlanda'da görüldü. İrlanda'yı yüzde 12,5 ile Fransa ve yüzde 12,0 ile Danimarka izledi. En düşük genç nüfus oranı ise yüzde 9,1 ile Malta'da kaydedildi. Almanya yüzde 9,5 ile ikinci sırada yer alırken, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya ve Avusturya'nın genç nüfus oranı yüzde 9,9 olarak hesaplandı. Türkiye'nin yüzde 14,8'lik oranı, AB üyesi 27 ülkenin tamamını aştı.
Genç nüfus oranının dünya ortalamasının altına düşmesi, Türkiye'nin uzun süredir vurguladığı 'genç nüfus avantajı'nın kademeli olarak eridiğine işaret ediyor. Ancak AB ile karşılaştırıldığında Türkiye hâlâ belirgin bir genç nüfus avantajına sahip. Bu durum, Türkiye'nin Avrupa pazarına yönelik işgücü arzı açısından bir rekabet avantajı olarak değerlendirilebilir.
Yine de trendin yönü endişe verici. Genç nüfus oranındaki düşüş, doğurganlık hızındaki gerilemenin doğrudan bir sonucu. Eğer mevcut eğilim sürerse, önümüzdeki on yıllarda genç nüfus oranının daha da düşmesi ve AB ülkeleriyle aradaki farkın kapanması bekleniyor. Bu durum, işgücü piyasası, sosyal güvenlik sistemi ve ekonomik büyüme modeli üzerinde derin etkiler yaratabilir.
| Gösterge | Türkiye | Dünya Ortalaması | AB En Yüksek |
|---|---|---|---|
| Çocuk nüfus oranı (0-17 yaş) | %24,8 | %29,3 | %22,3 (İrlanda) |
| Genç nüfus oranı (15-24 yaş) | %14,8 | %15,6 | %13,5 (İrlanda) |
| Yaşlı nüfus oranı (65+) | %11,1 | %10,4 | %25,1 (İtalya) |
| Toplam doğurganlık hızı | 1,42 çocuk | 2,24 çocuk | 1,74 (Bulgaristan) |
| Doğuşta beklenen yaşam süresi (kadın) | 80,7 yıl | 76,2 yıl | 86,6 yıl (İspanya) |
| Doğuşta beklenen yaşam süresi (erkek) | 75,5 yıl | 70,9 yıl | 81,9 yıl (İtalya) |
Doğuşta beklenen yaşam süresi ne kadar?
Türkiye'de doğuşta beklenen yaşam süresi erkeklerde 75,5 yıl, kadınlarda 80,7 yıl olarak hesaplandı. Bu süreler, dünya ortalamasının üzerinde gerçekleşti. BM verilerine göre 2025 yılı için doğuşta beklenen yaşam süresi dünya genelinde 73,5 yıl, erkekler için 70,9 yıl ve kadınlar için 76,2 yıl oldu.
NTV'nin aktardığına göre, Türkiye'nin kadınlar için 80,7 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, dünya ortalamasından yüksek. AB üyesi 27 ülkenin kadınlar için doğuşta beklenen yaşam süreleri incelendiğinde, en yüksek olan ülke 86,6 yılla İspanya oldu. Bu ülkeyi 86,3 yıl ile Fransa ve 86 yıl ile İtalya izledi. Erkekler için en yüksek yaşam süresi ise 81,9 yıl ile İtalya'da kaydedildi.
Yaşam süresinin uzaması, sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin ve yaşam koşullarının iyileşmesinin bir sonucu. Ancak bu durum, yaşlı nüfus oranındaki artışla birlikte düşünüldüğünde, Türkiye'nin sağlık ve sosyal hizmet sistemleri üzerindeki baskının artacağı anlamına geliyor. Daha uzun yaşam, daha uzun süreli bakım ve daha kapsamlı sağlık hizmetleri demek.
Türkiye'de kadın ve erkek arasında yaşam süresi farkının 5,2 yıl olması, küresel eğilimle uyumlu. Dünyada kadınlar erkeklerden ortalama 5,3 yıl daha uzun yaşıyor. Bu fark, biyolojik faktörlerin yanı sıra riskli davranış oranları, iş kazaları ve mesleki hastalıklar gibi sosyal faktörlerle de ilişkilendiriliyor.
Bakan Göktaş, doğurganlık hızındaki düşüşle demografik riskle karşı karşıya kalındığını belirterek, 'Nüfus yenilenme oranı 2,1 iken geçen yıl 1,42'ye düştü' dedi ve aileyi güçlendiren sosyal desteklerin süreceğini vurguladı.
Hükümetin nüfus politikaları neler?
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, doğurganlık hızındaki düşüş nedeniyle demografik riskle karşı karşıya kalındığını açıkça ifade etti. Göktaş, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli doğurganlık oranının 2,1 olduğunu, ancak bu oranın geçen yıl 1,42 seviyesine gerilediğini belirtti. Bakan, aileyi güçlendiren politikaların kararlılıkla süreceğini vurguladı.
Hükümetin nüfus politikaları kapsamında yürüttüğü başlıca programlar arasında evlilik desteği, anne sütü teşviki, çalışma hayatında kadın istihdamının desteklenmesi ve çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması yer alıyor. Göktaş'ın verdiği bilgiye göre, evlilik desteği programından Türkiye genelinde yaklaşık 100 bin çift yararlandı ve bu destek sayesinde yaklaşık 200 bin genç yuva kurdu. Program kapsamında evlenen çiftlerin dünyaya getirdiği çocuk sayısı ise 14 bine yaklaştı.
Hükümet aynı zamanda 'Aile ve Nüfus 10 Yılı' vizyonu çerçevesinde, hayatın her dönemini kuşatan politikalar geliştirdiğini belirtiyor. Bu kapsamda yerinde yaşlanmayı, aile desteğini ve aktif yaşamı önceleyen bir anlayış benimseniyor. Türkiye'de 43 yaşlı aktif yaşam merkezi faaliyet gösteriyor ve evde bakım yardımıyla binlerce yaşlı bireye ailesinin yanında destek sağlanıyor.
Eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, hükümetin nüfus politikalarının yeterli olup olmadığı tartışmalı. TODAM raporu, demografik fırsat penceresinin 2030'ların ortasında kapanmaya başlayacağı uyarısını yaparken, uzmanlar mevcut desteklerin doğurganlık hızını tersine çevirmek için yetersiz kalabileceğini belirtiyor. BirGün gazetesinin aktardığı eleştirilere göre, ekonomik koşulların iyileştirilmesi, konut erişilebilirliğinin artırılması ve çocuk bakım altyapısının güçlendirilmesi olmadan sadece teşviklerin doğurganlığı artırması beklenmemeli.
Geçmişte ne olmuştu? Türkiye'nin demografik dönüşümü
Türkiye'nin demografik yapısı son yarım yüzyılda köklü bir dönüşüm geçirdi. 1970'lerde toplam doğurganlık hızı kadın başına 5'in üzerindeydi. 1980'lerde 4'e, 1990'larda 3'e gerileyen oran, 2000'lerde 2,1'in altına düştü. 2010'larda 2'nin altına inen doğurganlık hızı, 2025'te 1,42'ye kadar geriledi. Bu, Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesi.
Ortalama hanehalku büyüklüğü de bu dönüşümü yansıtıyor. 2010'da 3,84 kişi olan ortalama hanehalku büyüklüğü, 2025'te 3,08'e geriledi. Tek kişilik haneler artık her beş haneden birini oluşturuyor. Boşanmış nüfus 2010'daki 1,56 milyondan 3,57 milyona yükselerek on beş yılda iki katından fazla arttı. Bu veriler, aile yapısındaki dönüşümün sadece doğurganlıkla sınırlı olmadığını, aynı zamanda hane yapısının da değiştiğini gösteriyor.
Türkiye'nin nüfus artış hızı da belirgin biçimde yavaşladı. 2010'larda yıllık nüfus artışı yüzde 1,2-1,3 seviyelerindeyken, son yıllarda bu oran binde 1'in altına indi. Nüfusun yaşlanması, doğurganlığın düşmesi ve göç hareketlerinin değişmesi, Türkiye'nin demografik geleceğini şekillendiren ana dinamikler arasında yer alıyor.
Bu dönüşüm sadece Türkiye'ye özgü değil. Dünyada da doğurganlık hızları son yıllarda gerilemeye devam ediyor. Küresel ortalama hâlâ 2,24 çocuk seviyesinde olsa da, gelişmiş ülkelerde bu oran uzun süredir yenilenme seviyesinin altında seyrediyor. Birçok gelişmekte olan ülkede de benzer bir düşüş trendi gözleniyor. Türkiye, bu küresel eğilimden payını alan ülkelerden biri.
Bundan sonra ne olacak? Uzmanlar ne diyor?
Uzmanlar, mevcut doğurganlık trendinin sürmesi halinde Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarda nüfus kaybı riskiyle karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor. TODAM raporu, 'demografik fırsat penceresi' olarak bilenen ve çalışabilir nüfusun yüksek olduğu dönemin 2030'ların ortasında kapanmaya başlayacağını öngörüyor. Bu, ekonomik büyüme için genç işgücüne bağımlı modelin sürdürülemez hale gelebileceği anlamına geliyor.
Demografik dönüşümün ekonomik etkileri çok boyutlu olacak. Çalışma çağındaki nüfusun azalması, ekonomik büyüme potansiyelini sınırlayabilir. Sosyal güvenlik sistemi üzerindeki baskı, daha fazla aktif çalışan başına daha fazla emekli düşmesiyle artacak. Sağlık sisteminde kronik hastalıklar ve uzun süreli bakım ihtiyaçları nedeniyle maliyetler yükselecek. Eğitim sisteminde ise öğrenci sayısındaki azalma, okul kapasitelerinin yeniden planlanmasını gerektirebilir.
Prof. Dr. Yusuf Demir gibi akademisyenler, iklim değişikliğinin de belediyecilik ve nüfus hareketleri üzerinde etkili olacağını vurguluyor. Demir, iklim değişikliğinin artık geleceğin değil bugünün belediyecilik meselesi olduğunu belirterek, su verimliliği, enerji tasarrufu ve çevre farkındalığının artırılması gerektiğini söylüyor. Kurak dönemlerin içme suyu kaynakları üzerindeki baskısının artması, nüfusun şehirler arası hareketini de etkileyebilir.
Uzmanların önerileri arasında, kadınların işgücüne katılımının desteklenmesi, çocuk bakım altyapısının güçlendirilmesi, konut erişilebilirliğinin artırılması ve genç ailelere yönelik ekonomik desteklerin genişletilmesi yer alıyor. Aynı zamanda, yaşlı nüfusun aktif ve üretken kalması için yaşam boyu öğrenme programlarının yaygınlaştırılması, esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi ve yaşlı dostu şehir planlamasının benimsenmesi öneriliyor. Türkiye'nin demografik geleceği, bugün alınacak politik kararlarla şekillenecek.
Sık Sorulan Sorular
Türkiye'nin nüfusu 2025'te ne kadar?
Türkiye'nin nüfusu 2025 yılı itibarıyla 86 milyon 92 bin 168 kişi olarak hesaplandı. Bu nüfusla Türkiye, 194 ülke arasında 18'inci sırada yer alıyor ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1'ini oluşturuyor. Dünyanın en kalabalık ülkesi 1 milyar 463 milyon nüfusla Hindistan.
Türkiye'nin doğurganlık hızı ne kadar düştü?
Türkiye'nin toplam doğurganlık hızı 2025'te kadın başına 1,42 çocuğa geriledi. Bu oran, dünya ortalaması olan 2,24'ün ve nüfusun kendini yenilemesi için gereken 2,1 eşiğinin belirgin biçimde altında. Doğurganlık hızı, Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine indi.
Türkiye'nin yaşlı nüfus oranı ne kadar?
Türkiye'de 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1'e yükseldi. Bu oran, yüzde 10,4 olan dünya ortalamasının üzerinde, ancak AB ülkelerinin tamamının altında. AB'de en yüksek yaşlı nüfus oranı yüzde 25,1 ile İtalya'da görüldü.
Türkiye'nin çocuk nüfus oranı dünya ortalamasının altında mı?
Evet, Türkiye'de 0-17 yaş grubundaki çocukların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 24,8 olarak hesaplandı. Bu oran, dünya ortalaması olan yüzde 29,3'ün altında kaldı. Ancak Türkiye'nin çocuk nüfus oranı, AB üyesi 27 ülkenin tamamından daha yüksek.
Bu haber sizde ne uyandırdı?
…Bu habere sor
Yapay zekâ yalnızca bu haberin içeriğine dayanarak yanıtlar.
Kör Nokta Analizi
Bu konu 8 farklı kaynaktan derlendi. Aşağıdaki dağılım, hangi siyasi eğilimin konuya ne ölçüde yer verdiğini gösterir.
- Sol%38
- Merkez%25
- Sağ%37
Bu haber 8 tanımlı kaynaktan derlendi (sol 3, merkez 2, sağ 3). Kaynaklar arasında dengeli yer aldı.
Görüşlere göre kaynaklar
Yorumlar
(0)İlk yorumu siz yapın.
Gündemi kaçırmayın
Günün özetini almak için listeye katılın.
Yakında · 2 dk okuma